List
ORMAN Temelle Dursun ormanda yürüyorlar..
Bir ara Temel Dursun’a sesleniyor:
– Dursun ormanın güzelliğine bak.
Dursun:
– Ağaçlardan göremiyorum ki…

 

SOĞAN Temel eczacılık fakültesini bitirmiş. Fakat eczane açacak parası yok.
Girmiş bir eczaneye:
– Beyefendi sizde soğan var mı?
Adam Temel’i başından savmış.Temel bu durur mu? Hergün yeni saçma
sorularla geliyormuş. Birgün eczacı Temel’e:
– Kardeşim senin derdin ne?
– Burayı bana sat.
Eczacı kurtulmak için eczaneyi satmış, birkaç gün sonra Eczaneyi satan
adam içeri girmis,Temel’e:
– Siz de soğan var mı? demiş…
Temel adama ‘biz de soğan var ama senin reçeten var mı?’demis….

 

KAZA Temel kamyonuyla yokuş aşağı inerken freni patlar ve kamyonu son sürat gitmeye başlar, ve kamyon bir kavşağa gelir temel bir bakar sağ tarafta pazar kurulmuş yüzlerce insan ,soluna bakar bir tane çocuk. Pazara girip yüzlerce insanı öldüreceğine çocuğa çarpmayı tercih eder. Ertesi gün gazeteler şöyle yazar.
TEMEL KAMYONUYLA PAZAR YERİNE GİRDİ 20 ÖLÜ 50 YARALI. Temele sorarlar niye pazara daldın? Diğer yöne gitmedin? Temel cevap verir
– Aslinda benim niyetim sadece çocuğu ezmekti ama namussuz pazar yerine doğru kaçınca…

 

HAL HATIR Temel uzun zamandır görmediği arkadaşı Cemal’le Istanbul’da karşılaşınca :
– Uşak nasılsun pakayum?
– İyiyum…
– Çocukların nasıldur?
– Onlar da iyidur.
– Peki karın nasıldur? Temel boyle sorunca Cemal’in birden yüzü değişir…Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp hemen şöyle der:
– Yani hala aynı mezarda mı yatıyii? 
UÇAK Temel, İdrisle birlikte uçakla Istanbul’a gidiyormuş. Bir sarsıntı olmuş. Herkeste bir telaş… Pilot konuşmuş:
– Bir motorda arıza var. Ama meraklanmayın, üç motorla da inebiliriz…15 dakika sonra bir anons daha :
– Bir motor daha stop etti ama telaşlanmayin, iki motorla da ineriz…10 dakika sonra pilot uçüncü motorun da bozulduğunu ama tek motorla da gidebileceklerini söylemiş.

Temel dayanamayıp:
– Ula İdris, ister misun şimdi törtüncü motor da pozulsun da hepten havata kalalum…

LENSLER İş adamı Temel uzun süredir numaralı lens takmaktadır. İngilizce bilmediginden uzerinde “L” ve “R”harflerinin bulundugu lens kutusundan şikayetçi olup,maddi olanakları da elverdiğinden bir “Lens Kutusu Fabrikası” açar. Böylece lens kutularında artık Türkçe kullanabilecektir.Ve yıllardır sorun yaratan sağ-sol kavramına nihayet bir çözüm getirmiştir: “S”ve “S”.
YOL VER Temel bir gün otobanda, Anadol marka arabasıyla gidiyormuş. Aksilik bu ya; arabanın arızalanacagı tutmuş. Ne yapsın ? Çaresizce çekmis emniyet şeridine ve beklemeye başlamış. Epey bi süre bekledikten sonra gürültüyle, bir arabanın hemen yanında durduğunu görmüş. Son model bir FERRARI ve içinde grand tuvalet, kara güneş gözlüklü, saçları joleli, traşlı ve kısacası varlıklı ve çok zengin olduğu her halinden belli olan bir adam hafifçe eğilerek seslenmis;
– Hemserim! İstersen otobanın sonuna kadar seni yedeğe alıp çekiim!
Çaresiz Temel elbette kabul etmiş. Baglantıları yapmışlar ve son kontrolleri de yaptıktan sonra zengin sürücü;
-Arkadaş bak, ben de hız hastalığı vardır,eğer dalgınlıkla hızımı arttırırsam sen arkadan selektor yaparsın ben de yavaşlarım olur mu? demiş. Temel buna anlam verememiş ama yine de Peki ! demiş. Nihayet yola koyulmuşlar. Önde FERRARI ve arkasında ANADOL bir süre sakince yol almışlar. Ama bir süre sonra da Temel adamın neden bahsettigini anlamış. 60 km/h…..80km/h…..120km/h…..150km/h derken Temel bakmış olacak gibi değil. Direksiyon zangırdamaya motordan boğuk sesler gelmeye başlayınca hemen hatırlamış ve öndeki sürücüye selektor yapmaya başlamış. Selektoru farkeden sürücü de durumu anlayıp yavaşlamış. 150km/h….120km/h…..60km/h. Ancak gel zaman git zaman bi süre sonra öndeki sürücü yine kendini kaptırıp hızlanmaya başlayınca Temel bu sefer atik davranmış ve malum .Bu olay birkaç defa daha tekerrür etmiş. Uzun bir sure sakince yol almışlar.Ta ki büyük bir gürültüyle Temel’in yanından geçip öndeki FERRARI`nin yanına yanaşan son model LAHMBORGINI`nin şöförü FERRARI`nin şöförüne kapkara gözlüklerinin üzerinden bakıp; -Kapışalım mı Moruk! 140 km ilerideki benzinciye son varan ilk gelenin deposunu fuller. Ne dersin? FERRARI`nin sürücüsü; -Pekala, paraları hazırla. Cünki kaybeden sen olacaksın….demiş ve başlamışlar yarışa ; 80 km/h.. .120km/h. ..200km/h. 280km/h…  Tam bu sırada helikopter ile otobanın üzerinde trafik denetleme devriyesi görevini yapmakta olan Dursun durumu farkeder ve eline telsizi alarak şu mesajı geçer… Alo…Alo.. Breykk…Uçan Hamsi`den tüm ekiplere… Şu anda otoyolun 85. mevkiinde seyir halinde olan üç araba otoban emniyetini bozacak şekilde aşırı hız yapii… Arabaları tanımlıyorum… FERRARI-LAHMBORGINI-ANADOL…. FERRARI ile LAHMBORGINI kapişii, Arkadan ANADOL geçmek için yol istii…

 

GENETİKÇİ TEMEL Hepsi de birbirinden iddialı 3 genetik uzmanı, yeni buluşlarını

karşılaştırıyorlar.

 

Hayvanlar konusunda uzman olan birincisi anlatıyor.

“İnek ve tavuk genlerinden harikulade yeni bir hayvan meydana getirdim.

Hem süt veriyor hem yumurtluyor, eti kırmızı et tadında ama beyaz et kadar

faydalı, bence bu yuzyılın buluşu. İnsanlara istedikleri kadar sağlıklı

et, süt, yumurta yedirecegim”

 

Böcek genetigi uzmanı çalışmasını açıklıyor.

“Arı ile bok boceği genlerini karıştırdım. Yeni türümüz pisliklerden bal

yapıyor. Hem bol miktarda hem de inanılmaz kaliteli bal imkanına kavuşmuş

bulunuyoruz. İnsanlık için çok faydalı bir gelişme sağladım”

 

Genel genetikçi Dr. Temel iki meslekdaşına bakıyor.

“Valla ben de karpuzla karafatma genlerini birleştirdim. Şimdi karpuzu

kesiyorsun, bütün çekirdekler yürüyüp gidiyor”

 

İNTİHAR Temel Amerika’da gökdelenlerde inşaat işçisi olarak çalışmaktadır.

Her gün öğlen arkadaşları ile gökdelenin tepesinden bacaklarını aşağı

sarkıtır ve beraberlerinde getirdikleri çantalarını açıp öğlen

yemeklerini yemektedirler.

Yine bir gun öğlen vakti İtalyan ve Fransız’la birlikte öğlen

yemeklerini yemek üzeredirler. Italyan der ki:

“Ulan bıktım hergün spagetti yemekten yahu. Bu kadın her gün spagetti

yapıyor. Bugün yine spagetti çıkarsa çantadan kendimi aşağıya atıp

intihar edeceğim”

Çantayı açar İtalyan, yine spagetti çıktığını görür ve kendini

gökdelenin tepesinden aşağı atıp ölür. Bunu gören Fransız dayanamaz:

“Ben de bıktım hergün Fransız yemeklerinden. Bugün yine Fransız yemeği

çıkarsa çantadan, kendimi aşağı atıp, intihar edeceğim.”

Çantayı açar ve Fransız yemeğini görünce o da gökdelenin tepesinden

kendini asağı atar ve ölür. Temel olanlardan çok etkilenir ve o da der

ki

“Ula çantadan yine hamsili sandviç çıkarsa ben de kendimi atacağum”

Çantadan hamsili sandviç çıkar ve Temel de kendini aşağı atıp öldürür.

İnşaat firması olanların üzerine üç işçisi için bir cenaze töreni

düzenler. Ölenlerin eşlerine sırayla taaziyetlerini bildirip, zarf

içerisinde tazminat verilecektir. Önce İtalyanın karısına giderler.

Kadın kendini yerden yere vurmaktadir. “Erkeğim, evimin direği öldü. Sen

bana söyleseydin ben sana her yemeği yapardım.” diye.

Firma yetkilileri “Başınız sağolsun, kendinizi bu kadar harap etmeyin,

çocuklarınızı düşünün. Bu da size bizden mütevazi bir yardım” diyerek

teselli etmeye çalışırlar.

Sıra Fransızın karısına gelir. O da aynı durumdadır. Kendini yerden yere

vurmaktadır. Onu da teselli edip başsağlığı dilerler ve tazminatını

verirler.

Sıra Fadime’ye gelir. Fadime diğerlerinin aksine çok metanetlidir.

Yüzünde hiçbir üzülme ifadesi yoktur ve ağlamamaktadır. Firma

yetkilileri şaşırırlar ve sorarlar:

“Hanımefendi, diğer hanımlar perişan oldular, ağlamaktan gözyaşları

bitti. Sizde hiçbir üzülme belirtisi yok. Neden acaba?”

Fadime cevap verir:

“Ne üzüleyim, Temel kendi yemeğini kendi hazırlardı.!!”

 

GEYIK Dursun’la Temel ava gitmişler, bir geyik vurmuşlar. Ama vasıta neyin yok,

köye nasıl götüreceklerini bilememişler. Sonunda köye kadar kuyruğundan

çeke çeke gitmeye karar vermişler. Bir müddet gittikten sonra karşılarına

bir adam çıkmış, “birader,” demiş, “bu hayvanı boynuzundan tutup çekseniz

daha kolay olmaz mı?”. Bizimkilerin aklına yatmış, boynuzundan çekmeye

başlamışlar. İki saat sonra Temel Dursun’a dönmüş: ” Ula Dursun, biz

köyden uzaklaşıyoruz galiba!”

 

TEMEL SINEMADA Adamın biri sinemaya gider. Tam sinemada film başlarken önüne saçını kazıtmış biri oturur ve sinemanin ışıkları bu saçını kazıtmış adamın kafasına vurur… Arkasındaki adam bir türlü filmi izleyemez.  Adam içinden “şunun ensesine bi tane yapıştırayım” der sonra “Oğlum adam iri yarı… Ellese bile beni parçalar” diyip vazgeçerken yanına Temel oturur.. Adam Temel’e dönüp “Şu kafasını kazıtmış adamın ensesine bi tane vur sana 5 milyon verecem” der. Temel de dayanamaz adamın ensesine bi tane yapıştırır ve devam eder “Ulan Hasan sen burada mıydın” der. Adam dönüp “Ne Hasanı kardeşim” der Temel de “Pardon kardeşim karıştırdım” der ve adam önüne dönünce 5 milyonunu alır. Adam dayanamaz ve Temel’e dönüp “Kardeş bi tane daha yapıştır sana 10 milyon verecem” der. Temel bi tane daha adamın ensesine vurur ve ilave eder “Hasan sensin be yeme beni” Adam dönüp “Hasan değilim kardeşim be” deyip ön koltuklardan birine oturur.  Temel’in yanındaki adam artık filmi bırakıp bu kafasını kazıtan adamı aramaya başlar ve bulur hemen Temel’e dönüp “Bak kardeşim işte oraya oturmuş. Git ensesine bi tane daha vur sana cebimdeki tüm parayı verecem” der. Temel hemen kafasını kazıtmış adamın arkasına geçip ensesine bi tane yapıştırıp “Ulan Hasan burda mıydın, ben de yarım saattir arkadaki adamı sen sanıp ensesine vuruyorum” der…

 

ÇOCUK VE DEDE Çocuk dedesi Temele sormus:
Dede, nenem ile kaç yıldır evlisiniz?
“40 yıldır evlat.” demiş dede.
Peki ama dede, ben sizi hiç kavga ederken görmedim bunun sırrı nedir?
Otur evlat anlatayım. Evlat biz ninen ile evlendiğimizde elde avuçta
bir şey yok, kimsem de yoktu. Ben neneni bizden oldukça uzaktaki
köyden aldım, nikahımız kıyıldı, benim at arabasına nenenin üç beş
eşyasını attık ve bizim köyün yolunu tuttuk. Yolda benim atın ayağı sürçtü ve
tökezledi. Ben “Bu bir!” dedim. Devam ederken bir daha tökezledi, ben yine “Bu
iki!” dedim. Köye de daha epey yolumuz vardı, bizim atın ayağı bir daha
tökezleyince “Bu üç!” dedim ve çektim belimden pistolu, atı orada vurdum.
Ben atı vurunca nenen başladı bana söylenmeye.”Biz şimdi nasıl gidicez,
niye durup dururken atı vurdun! Sende hiç akıl yok mu! Bu eşyaları nasıl
götüreceğiz!”
Ben de döndüm nenene “bu bir!” dedim.
O gün bugündür, gül gibi geçinip gidiyoruz işte evlat.